Yazının başlığı " Blogger N'lerini seçiyor ! "şeklinde olmalı.. Bir bütün halinde ilerlemeliyiz. Her kategori için en fazla 3 kişi yazabilirsiniz.. (Sadece bir kategori için 5 tane yazma hakkınız var. Çoğumuzun blog açmasına sebep olan şey, kendimizi anlatmak.) Tabi ki sırasıyla olmalı.. Çok fazla okunan bir Blogger olmadığımdan pek kimseyi haberdar edemedim. Bu yüzden kategoriler yetersiz kalmış olabilir. Bunun için ekstradan 1 kategori daha ekleyip, seçiminizi yapabilirsiniz. Kategori açarken tercihinizi mümkünse en zeki, en güzel, en akıllı gibi şeylerden yana kullanmayın. Tamam birbirinizi tanıyor olabilirsiniz. Ama burda genel bi seçimden bahsediyoruz ve birbirimizi sadece yazılarımızdan tanıyoruz. Yazılardan yola çıkarak sonuca varabileceğimiz kategoriler olmalı. (Kişileri rencide edecek, küçümseyecek türden kategorilere kesinlikle yer vermeyin.) Aynı kişiyi birden fazla kategoriye yazabilirsiniz. Mim yazılarınız kesinlikle okunacaktır. Yazılarınız okunduğuna dair yorum bırakılacaktır. Bir gün içerisinde yazılarınıza yorum gelmezse mail atarak haber verirseniz en doğru sonucu elde etmiş oluruz. (birinceses@gmail.com)
Böyle diyerek başladı bu olay ve bizde buna blogumda yer verelim dedik. Bu blogu yeni açtım ama iyi bir blog izleyicisiyimdir. Ve N'ler;
En akıcı blogger; Üstürupruz Yazar, Aylak Adamız.
En iyi tasarıma sahip blogger; Egoist Okur, Sinematik, Nihilist'in Önde Gideni.
En kafa yapan blogger; Aytuğ Akdoğan, Ego Drama.
En çok bilgilendiren blogger; Film Haritası, Total Futbol ( Ali Ece Reyiz).
En çok eğlendiren blogger; Mayonezi Severim, Tuşların Tıkırtısı.
En güncel blogger; Kırmızı Dünyam, Flying Dutchman.
En iyi spor bloggerları; Klasik Futbol, Total Futbol, Midas'ın Krallığı, Jesus Almeyda.
21 Ağustos 2011 Pazar
15 Ağustos 2011 Pazartesi
Kötü Alışkanlıklarımı Seviyorum
Otogarları, hava limanlarını özledim yine. Orada bana bakan ve dur gitme dediğin hayal ettiğim bir çift göz. Ama hiç bir zaman demez. Yine kalırım ben o bilindik yalnızlığımla.
Şimdi bir otogardayım binip gidesim var... ve
İzbe bir şehir herkesten kaçmak için, köhne bir ev istiyorum orada olduğumdan bile haberdar olunmayacak.
Karanlık bir oda istiyorum kendimi, içimde ki sevgiyi, korkularımı saklayacak sadece ona bakınca nefretimi hatırlatacak.
Ama yine gidemedim işte kaldım yine burada senin hayaletinle; senden ilk ayrıldığımızda 1 ay uyumadım ve sonrasindada... senle ikinci ayrılışımda alkolik oldum, sigaraya başladım... sen benim bütün kötü alışkanlıklarım.
Ama işte sorunda bu ya; kötü alışkanlık edinmeyi seviyorum.
Geceleri; Yalnız Yine Yalnızdır
Geceleri seviyor muyum, sevmiyor muyum yıllardır anlayamadım. Daha doğrusu hüzünlü halimi mi seviyorum yoksa neşeli, o yalandan gülen halimi mi ? İkisi de aynı şey aslında. Geceleri bir hüzün geliyor ki sormayın gitsin. Geceler kara içim kadar. Geceleri bana yalnızlığımı hatırlatıyor, gece olunca, güneş batınca, ay tepeye çıkınca, dünyanın bile bir sevgilisi olduğunu görünce kalıyorum o bilindik yalnızlığımla.
Yalnızlık bizim temel besinimiz olmuş artık. Yemek, içmek, sıçmak kadar doğal bir ihtiyaç. Her gün 1 doz yalnızlık alıyoruz en az. Bazen bunu geceleri alıyoruz, bazen insanların "sen de yalnız mısın lan ?" diyebileceği bir zamanda. Dostlar var olabilir çevrede, yanında bin tane kızda olabilir. Ama bizim bahsettiğimiz yalnızlık tekillik ya da çoğulluk değil. O iç sıcaklığı bizim istediğimiz şey. Her gece geldiğinde yalnızlığım üzerimde üfleyip gönderecek, yerine bir pembe toz bulutu bırakacak bir şey. Her gece yalnız yatıyoruz, bizden önce yatağa girip bizim için ısıtacak birisi yok. Derdimiz sadece seks değil, sadece sarılıp uyasakta olur, yanımda ol yeter ömrüm boyunca, elbet birgün sekste yapacağız.
İş döndü dolaştı yine sekse geldi. Erkeklerin sadece 3S konuştuğu söylenir (Seks, Siyaset, Spor) ama bu aslında büyük bir yanlıştır. Tabi bunlarıda konuşuyoruz ama sonuçta hepimizin bir juniorı var hakim olmamız bazen zorlaşıyor onlara.
Biz geceye tekrar geri dönelim en iyisi; her gece açıyorum müziğimi, genelde tam böyle ağza sıçan şarkılar. HİM-Gone With The Sin, Duman bazen şiir dinleriz, okuruz. Cemal Süreya'dan girer, Can Yücel'den devam eder en son büyük ama Küçük İskender'den geceyi tamamlarız. Tabi bütün bunlar olurken yanımızda Camel Soft'umuz ve çayımız 2 buzlu olanından ya da bir diyet çayımız hiç eksik olmaz. Çünkü kötü alışkanlıklarımızı seviyoruz aslında hepimiz. İçki içmeyi, sigara içmeyi ki bunları birilerinden saklı yapmak bazen en keyiflisi. Hepimiz okuldan kaçtık zamanında, eve kız attık, kız arkadaşımla buluşuyorum deyip sevgiliyle buluşuldu bazen. Kötülük her zaman yanımızda yehhooo !
Ahh şu teknolojide olmasa iyice unutacağız kendimizi. Gecenin karanlığı tam anlamıyla ötecek üstümüzü. Şimdi bu yazıyı yazıyorum, ışık olmadan yazamam, bir anda birazcık dağılıyor gecenin sisi üzerimden, birazdan bunu 1-2 kişi okuyacak fazla değildir muhtemelen, sizde belki "lan piç benim duygularıma lügat olmuş amk." diyeceksiniz. Umarım dersiniz "piç" hariç tabi.
Sonuç olarak genel temamız belli; "Yalnız yine yalnızdır."
12 Ağustos 2011 Cuma
Belgeseli İzlerken Ağladım / Can Yücel Anısına
Bugün 12 Ağustos 2011; bundan tam 12 yıl önce yine tarihler 12 Ağustosu gösterdiğinde Türk şiirine damga vurmuş, argoyu da şiire katmış, hiçbir zaman kıymeti bilinmemiş, Avrupa'ya açılmış en büyük Türk şairlerinden Can Yücel'i kaybetmiştik.
Hiçbir zaman kıymeti bilinmedi dedik, gerçekten de bilinmedi. Her zaman kullandığı dili, görüşleri bu ülke için aykırı olarak görüldü. Yıllarca hapishanelerde sebepsiz yere yattı. 12 Mart olayları sırasında Mao ve Che Guevara'nın eserlerini çevirdiği için içeri girdi ve yıllarca sebepsiz ve manasız yere yıllarını kodeste geçirdi. Onun içerde olduğu sıralar belgeselde de dediği gibi 3 cengaver idama mahkum edilmişti. (Deniz Gezmiş-Yusuf Aslan-Hüseyin İnan).

En uzun koşuysa elbet Türkiyede de Devrim,
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak…
En hızlısıydı hepimizin,
En önce göğüsledi ipi…
Acıyorsam sana anam avradım olsun,
Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!
Rengahenk kitabı müstehcen olduğu gerekçesiyle toplatıldı, Deniz Gezmiş'i anlatan bir şiiri kitabı yazdı "Bir Siyasinin Şiirleri."
Can Yücel en çok babasını sevdi bu hayatta, babasıda bir siyasiydi onun ama dönemin siyasilerinden apayrıydı. Can Yücel'in eğitimi için her türlü imkanı sağladı oğluna. Cambrigde'e, Fransalara gönderdi.
Nitekim oğluda ona yakışır biri oldu.
BBC'de spikerlik yaptı. Yine Belgeselde BBC günlerinden bir olayı anlatır ve yine o bilindik Can Yücel halindedir; "Birgün BBC'de çevrimleri yaptım Nazım'ın ölüm haberi geldi. Kahırdan arkadaşlarla içmeye gittik. Bir süre sonra tek başıma içip Nazım okuyorum. BBC'den aradılar haberleri sunmam için. Ama sızmışım, o gün sabah yayını olmadı."
Can Yücel'i anlamak o kadarda zor değildir aslında. Can Yücel'in dili sadedir, dili bizdendir, dilinde argo vardır. Öyle ki İnci Sözlükte bunu bildiği için Can Yücel'i okumayıp sadece internette duvarlarında onun güzel sözlerini, satılarını paylaşanlar için sahte şiirler yayınladılar ve kimse bunu anlamadı bile.
Can Yücel sadedir, Can Yücel bizdendir. Onu çok fazla anlatmaya, yazmaya, çizmeye gerek yok. Herkes elbet onun bir şiirini okumuştur bu hayatta ve nasıl bir adam olduğunu anlamıştır.
Fazla uzatmadan onun en sevdiğim şiirlerinden biriyle yazıyı tamamlıyorum; unutulmayacaksın Can Baba asla...!
Bir başınalığa asla
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla... Korkmam..!
Geçinip gideriz biz mutluluğa,
Ama;
"Günün aydın,
akşamın iyi olsun"
Diyen biri olmalı,
Bir telefon sesi çalmalı,
Ara sıra da olsa kulağımda...
Yoksa, zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta...
Karıştırıp, bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama:
"Çaya kaç şeker atarsın?"
Diye soran bir ses olmalı ya
Ara sıra..!
*** Son olarak unutmadan, belgeselde bir kısmı daha yazayım. Can Yücel hapishanededir ve içkiye düşkündür bilindiği üzere Can Baba. Hapishanede bir arkadaşına epeyce üzüm gelir ve onlar birkaç kafadar bir olup üzümlerden şarap yaparlar. Büyüksün Can Baba
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Bir Taş Attım
Hoşgeldiniz, hoşgeldiniz, buyrunuz, buyrunuz, ne iyi ettiniz de geldiniz, bloguma tıklayan elleriniz dert görmesin, bloguma tıklatan farenizi Tom'lar yemesin.
Usulünce böyle bir açılış yapmam gerekiyordu herhalde; hem bizim kültürümüzce geleni sonuna kadar hoş karşılamak vardır, hemde malumunuz toplum içinde ki hunililerden biri olarak çokta normal bir şey yapmam doğru olmazdı.
Yeni bir blog açma gereksinimi duymadım aslında, sadece açtım. Hani sorarlar ya "neden bunu yapma gereksinimi duydunuz?", "neden tarz değişikliği yaptınız ?" yaptım işte bu kadar basit. Çok uzun uzun, derin anlamlar içeren bir açıklama yapmak gereksiz olur. Elime mi yapıştı yeni bir blog açtım da, girdim yeni bir blog oluştur dedim ve bitti gitti.
Aslında gerçekten neden açtığımız bir sebebi yok. Öyle uzun uzun sizi çok düşündürecek yazılar yazamam herhalde, ya da içinde derin bir felsefe olan. Sonuçta bizler 21. yüzyılın yalnızlaşan dünyasının yalnız çocuklarıyız. Bizlere bir şeyler öğretilmiyor, bizler öğreniyoruz. En iyi bildiğimiz şey yalnızlık; ki bunu da sadece biz bilmiyoruz, sizler bilmiyorsunuz yalnızda, herkes biliyor yalnızlığı. Konuyu yine epeyce dağıttık, ruh halim ortaya çıkacak hayytt. Burada, bu mecrada her telden, her şeyden, her boktan ama sadece kendi yaptığımdan bir şeyler karalayacağım - pardon karalayacağım olmadı sanki, sonuçta klavye yazıyor neyse-. Umarım okursunuz, umarım okuturum ama umarım birileri okusun kaygısına kalmam.
Sevgililerle kuyuya taş atan hunili deli.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



